
Büyük vizyonlar büyük değişimleri, büyük değişimlerde zor kararları getiriyor bence…
Çok değil bundan 2-3 sene önce her transfer döneminde ne işe yarayacakları belli olmayan futbolcuları transfer eden Galatasaray, bugün Avrupa’dan ciddi isimleri transfer ederken kadrosundaki bir o kadar önemli futbolcularından “Acaba kimi göndersek?” diye düşünüyor. Nereden nereye…
Harry Kewell…İşin maddi boyutunu ve mantıklı karar laflarını bir kenara atalım. İsmi bile marka olan bir futbolcu oynamasa bile mutlaka Galatasaray’da kalmalı bence. Galatasaray’ın Rijkaard vizyonuyla yeni bir yapılanma sürecine girdiği bu dönemde takımda tecrübeli bir ismin bulunması çok önemli. 2.5 senedir Galatasaray’da daha doğru düzgün oynamamış Linderoth’a dünyaları verdik, Kewell’a neden vermeyelim?
Ben bu işe biraz duygusal bakıyorum ve Kewell kalsın diyorum. Aslantepe’de de “Daddy Cool” şarkısını ve Kewell’i görmek istiyorum.
Peki “Sence kim gitsin?” derseniz?
Yine zor bir karar…Galatasaray’a faydası oldu ama Nonda diyorum.
Hakkımda
26 Ağustos 1981 / Başak Burcu
Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği
İstanbul Bilgi Üniversitesi Master of Business Administration
Evli :)
Sıkı bir Galatasaray taraftarı
Favorilerim
Etiketler
- Galatasaray (7)
- Liderlik (3)
- Rijkaard (3)
- Sosyal Medya (3)
- Tutku (3)
- sabır (3)
- 80'ler (2)
- Apple (2)
- Blog (2)
- Cem Kozlu (2)
- Lider (2)
- Müzik (2)
- Steve Jobs (2)
- 1.ay (1)
- 2009 (1)
- 2010 (1)
- Adriaanse (1)
- Akışına bırakmak (1)
- Alex Bogusky (1)
- Amor Fati (1)
- Antrenör (1)
- Anılar (1)
- Aslantepe (1)
- Atatürk (1)
- Avrupa Ligi (1)
- Aykut Oğut (1)
- Barcelona (1)
- Bebek (1)
- Beşiktaş (1)
- Bloc Party (1)
- CD (1)
- CP+B (1)
- Cannes (1)
- Cesaret (1)
- Compilation (1)
- Daddy (1)
- Daddy Cool (1)
- David Plouffe (1)
- Değerlerimiz (1)
- Dijital (1)
- Dilek (1)
- Dünya Markası (1)
- Fark Yaratmak (1)
- Fenerbahçe (1)
- Fusion Power Stealth (1)
- Gaudi (1)
- Gençlik (1)
- Geri Bildirim (1)
- Gillette (1)
- Google Wave (1)
- Gustav Martner (1)
- Haldun Üstünel (1)
- Happily Ever After (1)
- Harry Kewell (1)
- Hergunbiri (1)
- Howard Schultz (1)
- Kader (1)
- Kanyon (1)
- King of Pop (1)
- Kişisel Gelişim (1)
- La Sagrada Familia (1)
- Lao Tzu (1)
- Le Guen (1)
- Liferoof (1)
- Madonna (1)
- Marka Deneyimi (1)
- Marka Vaadi (1)
- Markalaşma (1)
- Mevlana (1)
- Michael Jackson (1)
- Mustafa Ceceli (1)
- Müşteri Deneyimi (1)
- Neşe (1)
- Nietzsche (1)
- Obama (1)
- Pepsi (1)
- Pozitif düşünme (1)
- Pozitif yaşam (1)
- Schuster (1)
- Scouting (1)
- Seal (1)
- Secret (1)
- Sivas (1)
- Starbucks (1)
- Taksim (1)
- Takım Çantası (1)
- Trabzon (1)
- Transfer (1)
- Türkiye (1)
- UEFA (1)
- Vizyon (1)
- Wagamama (1)
- Yaratıcılık (1)
- Yemek (1)
- Yeni Yıl (1)
- Yenilgi (1)
- Yenilik (1)
- Zaman Aynası (1)
- bağlılık (1)
- fark-ı titreşim (1)
- futbol (1)
- girişim (1)
- hayat (1)
- herşeye dair (1)
- iPhone 3GS (1)
- keyif (1)
- mutluluk (1)
- paylaşım (1)
- plan (1)
- sezon (1)
- çok çalışma (1)
- İnanç (1)
- İsveç (1)
Blog Arşivi
- Ocak 2010 (2)
- Kasım 2009 (1)
- Ekim 2009 (4)
- Ağustos 2009 (6)
- Temmuz 2009 (3)
- Haziran 2009 (7)
- Mayıs 2009 (5)

2009 yılını acısıyla tatlısıyla geride bıraktık, hayat arşivimizin raflarına kaldırdık…
Yeni yılla beraber hayatlarımızda yeni bir sayfa açtık. Yeni başlangıçlar, yeni beklentiler kısaca hayatımızda yenilikler olmasını dileyerek 10’dan geriye saydık. Geri sayarken belki de gözlerimizi kapattık. 2010 yılına girmemizle beraber gözümüzü açıp yeni bir hayata başlayacağımızı düşündük.
Ve yeni bir yıla başladık…
Şu anda bu yazıyı yazarken 2010 yılının 2.gününü yaşıyoruz. 31 Aralık 2009 gününden farklı olarak hayatınızda YENİ olarak nitelendirebileceğiniz herhangi bir şey var mı? Muhtemelen şu aşamada bu soruya belki de bir çoğunuz cevap veremiyorsunuz. Karamsar bir havaya bürünüp “Hayatımda hiçbir şey değişmedi” paranoyasına girmeyin. Hayatınızda YENİ olarak nitelendireceğiniz şey her ne ise bunu 2010 yılı size yaratmayacak. Bunu yaratacak, hayata geçirecek SİZ olacaksınız.
2010 yılının hayatlarınızda istediğiniz YENİLİKLERİ yapma gücünü vermesini diliyorum.
Sevgiler,
Geçtiğimiz günlerde “fark-ı titreşim” ekibinden gönderilen kutudan bahsetmiştim. Kutunun geldiği günden bu yana Gilette Fusion Power Stealth’i deneyimledim. Hatta genelde 2-3 günlük sakal bırakarak ürünün performansını daha da iyi gözlemleme şansım oldu.
Traş olmak her erkek için bir ritüeldir. Sabah kalkarsanız, yüzünüzü yıkadıktan sonra uyku mahmuru bir şekilde yüzünüzü köpürtüp tıraşa başlarsınız. Genelde kullan-at tarzı jiletler kullanıyorsanız 1 ters ve 1 düz şekilde sakallarınızı almanız gerekir. Nereden baksanız yaklaşık 10 dakikanızı ayna karşısında harcarsınız. Hele ki yüzünüzü iyice köpürtmemişseniz üstüne birde cildinizdeki ufak kanamalar ve kızarıklıklar eklenir. Arkasından tıraş losyonunu yüzünüzle sürmenizle birlikte gelen o yanma hissi…İşte bu sebeplerle lise yıllarımdan bu yana tıraş makinasıyla tıraş oluyorum. Tıraş makinasının da kendine göre artıları ve eksileri var ama en azından 10 dakika yerine 5 dakikamı ayna karşısında harcıyorum.
Gelelim son 2 haftadır Gillette Fusion Power Stealth ile yaşadığım deneyimlere:
Öncelikle Gillette Fusion Hydra Gel’in kokusunun harika olduğunu söylemem lazım. Sabah tıraşlarında böylesine güzel ve dingin bir kokuyu hissetmek içinizdeki pozitif hisleri hareketlendiriyor.
Fusion Power Stealth’i hem titreşimli hem de titreşimsiz olarak deneyimledim. Açıkçası titreşim farkını ciddi anlamda hissettiriyor. Sürtünme hissini neredeyse hissetmiyorsunuz desem yeridir. Üstüne üstlük tek seferde hemen hemen tüm sakallarınızı alabiliyorsunuz. Yaklaşık olarak tıraş makinasıyla aynı süre içerisinde tıraşını tamamlıyorsunuz.Titreşimsiz çalıştırdığınızda sürtünme hissi daha belirgin oluyor. Birde titreşimsiz modda jiletin daha çabuk tıkandığını gözlemledim. Ama zaten fark-ı titreşim olan bu ürünü titreşimsiz kullanacağınızı zannetmiyorum.
Tıraş sonrası Hydra Soothe balsam ile Gilette deneyimi tamamlamış olduk. Tıraş sonrası farklı bir markanın tıraş kolonyası ile Gillette’in balsamını karşılaştırdım. Kolonya her durumda içerdiği alkol dolayısıyla bir miktar yanma hissi veriyor. O yüzden balsam daha ferah hissettiriyor.
Özetlemek gerekirse Fusion Power Stealth'in en beğendiğim özellikleri sürtünmeyi hissetmemeniz ile tıraşın daha kısa sürede tamamlanması oldu. Ciddi bir bütçe ayırarak tıraş makinası almaktansa gönül rahatlığıyla Gillette Fusion Power Stealth'i önerebilirim.

Girişimleriyle fark yaratmış insanları düşününce sizin de aklınıza “Bunları nasıl yapmışlar?” sorusu geliyor mu? Açıkçası yakın zamana kadar benim geliyordu. Esasında “Nasıl yapmışlar?” sorusundan daha çok bu girişimleri yaparken onları motive eden, girişimlerinde ilerlemelerini sağlayan özellikleri merak ediyordum. En son Richard Branson’ın “Business Stripped Bare” isimli kitabını okurken bazı noktaları birleştirerek bir takım çıkarımlar yaptım.
TUTKU: İnsan, yaptığı işi sevdikçe mutlu olur, motive olur ve en önemlisi başarılı olur. Tutku, bir anlamda insanın içindeki ateşleyicidir. Ateş biraz gücünü kaybetsin, düşük motivasyon başlar. Arkasından hatalar, dikkatsizlikler gelir ki sonunda başarısızlık kaçınılmazdır. Fark yaratan insanlara bakarsanız hepsinin başarmak istedikleri konusunda TUTKULU olduğunu görürsünüz. Richard Branson’ın kitabını okurken, kendisindeki tutkuyu siz bile hissediyorsunuz. Virgin gibi global bir markayı zaten bu TUTKUSU olmasaydı yaratmasına imkan yoktu.
İNANÇ: Bir insan fark yaratmak misyonuyla yola çıkıyorsa önce fark yaratacağına ve işlerin iyi yönde gideceğine inanmalıdır. İnanç, bir anlamda kişinin yol arkadaşıdır desek abartmış olmayız. Tutkuyla işe başlayan kişinin yol arkadaşı, sıkıştığı zamanlardaki destekçisi İNANCIDIR. İnanç aynı zamanda insanın pozitif düşünmesini de sağlar. Sonuçta tutkuyla işini yapan kişi, inancı ve pozitif enerjisiyle en karmaşık engelleri bile rahatlıkla aşabilir, zorlukları kendi lehine çevirmeyi bilir.
CESARET: Bu maddeyi çok uzun tartışmaya gerek yok zannedersem. Fark yaratacak kişi cesur olmalıdır. Korkan veya çekinen bir kişinin fark yaratmasını beklemek doğru olmaz. Cesaretle ilgili sevdiğim bir sözü bu noktada paylaşmak isterim: “Cesur insanlar bir gün, korkak insanlar her gün ölür.”
“Şöyle yapmanın 5 kuralı” , “Böyle olmanın 3 yolu” gibi sihirli formüllere inanan biri değilim. O yüzden yazımın başlığında da bundan kaçındım. Fark yaratmanın sihirli bir formülü tabi ki yok. Ama paylaştığım güdülerle ilerleyen kişilerin bu yolda biraz daha şanslı olduğunu söyleyebilirim.
Fark yaratacak çalışmalara imza atmanız dileğiyle...
Çağdaş Bey, artık sizde titreşimli gücün farkını hissetmeye hazırsınız. Şimdi kutuyu açabilirsiniz.
Adıma gelen kutudaki parmak izi bölümüne basmamla beraber yukarıdaki sesi duydum. Konuşan bir kutu demek, hem de bana ismimle hitap ediyor. Fikir harika!
Büyük bir merakla kutunun için açtım ve…
Gerisi mi? Blog sayfamı takip etmeye devam edin. "Çağdaş ve Fark-ı Titreşim" çok yakında.

Müzik ruhun gıdasıdır derler ya, şu sıralar en çok dinlediğim, enerji ve huzur bulduğum şarkıları paylaşmak istedim.
*) Madonna - Celebration
*) Ajda Pekkan - Çerçeve
*) Seal - The right life
*) Mustafa Ceceli - Limon çiçekleri
*) Bloc Party - This modern love
*) Gaelle - Give it back
Aralarında en güzeli şu diye bir seçime gidemiyorum. Ama öne çıkan favorilerim Seal ve Madonna. Bloc Party'yi askerliğimi yaparken HIMYM'ın 1.sezon finalinde dinleyip keşfetmiştim. Aynı dönemde keşfettiğim diğer isim de Gaelle'di. Şarkılar eski olabilir ama halen sıkılmadan dinliyorum.
Özellikle işten evinize döndükten sonra şöyle kaliteli müziğe kendinizi verip ruhunuzu şarj etmeyi unutmayın. Aynen benim yaptığım gibi...
Sevgilerimle...